Geleneklerimiz yenileniyor

Halkımız,  yıllar yılı gelenek ve göreneklerini hiç kusursuz  sürdürüyor. Çeşitlli dönemlerde önümüze çıkan bir sıra güçlüklere rağmen,  bunların kültür ve  ve varlığımızı ayakta tutan nesneler olduğunu gene gene vurguluyoruz. Günümüzde geleneklerimizin korunmasından başka, bazı  eski anlayış ve görüşlerin değerlendirimesi,  bunların daha etkileyici  olması doğrultusunda bir sıra yeni etkinliklere tanık oluyoruz.
Bilindiği gibi düğünlerimizin düzenlenmesinde bir sıra gelenekler mevcuttur. Halk arasında takı diye bilinen para verme işleri var örneğin. Bir de düğün törenlerinde kardeşi şu kadar, ablası, dayıcası, amcası şu kadar veriyor, diye bağır bağır duyurulan takı biçimleri ortadan kaldırılmış gibi hemen. Böyle bir durum gerçekten hem üzücü, hem de insanın onurunu zedeleyicidir. Herkesin imkan dahilinde hediye sunması işin en normalidir. Kırcali’ de yapılan üç dört düğünde paranın arka plana itildiğine, yerine genç evlilere çok daha lazımlıklı olan ev eşyaları sunulduğunu gördüm. Burada yakınlarının bir araya gelerek aldıkları buz dolabı, çamaşır makinesi, yemek sobalarından söz edebiliriz.

Seninle dost olmak isteyenle dost olmalısın

Bulgaristan’ın Türkiye’deki göçmen lobisini kullanamadığını söyleyen film yapımcısı Adela Peeva, “Babam bana Türklerle Bulgarlar arasında fark olmadığı fikrini daha küçük yaşta aşıladı.” diyor. Sanatçının bir yıl önce çektiği Türk’lerin sorunları, Türkiye’ye göçmeleri, orada yaşamlarını anlatan “İstenmeyenler” adlı film dünyanın dört bir yanında düzenlenen festivallerde ödüller kazanıyor. Şu anda da azınlıklar hakkında başka filmler hazırlamaya devam ediyor.
– Sizce ülkemizde Türk lerle Bulgarlar arasındaki dostluk ne anlam taşır?
Belki Türk Bulgar dostluğu için konuşacak en uygun kişi ben değilim. Çünkü ben göç olayları için film yaptım. Bu filmi uzun zaman içerisinde yaptım ve birçok Türkle dost oldum.
Böyle bir “Türk Bulgar dostluğu” denen soruya ne gerek var ki? İki kişi arasında dostluk ancak onlar isterlerse, anlaşırlarsa olabilir. Ben seninle çok yakın dost olabilirim ama yanında oturan Ahmet’le olamam. Türk olduğu için değil, yalnız onun da anlaşamadığım İvan gibi olması beni etkiler, onunla anlaşamam. Dünyaya bakış açılarımız farklı, birbirimizi beğenmiyoruz. Yani mesele iki tarafın birbirini anlama çabası göstermesinde.
– Fakat, genel olarak sanki Bulgarlar bizim dostluğumuzu istemiyorlar.

Zurna

Üflemeli bir Türk Halk çalgısıdır. Sesinin gürlüğü nedeniyle daha çok açık alanlarda; köy düğünlerinde, asker uğurlamada, spor faaliyetlerinde, halk oyunlarında ve benzeri törenlerde çalınmıştır. Osmanlı döneminde mehter takımının birincil melodi çalgısı olmuştur. Orta oyununda da kullanıldığı bilinmektedir. Daha çok davul eşlikli çalınmaktadır. Entenasyonun sağlanmasındaki güçlük ve ses hacminin çokluğu nedeniyle çalgı topluluklarında kullanılmaktadır. Ancak son yıllarda bazı halk müziği çalgı topluluklarında kullanıldığı görülmektedir. Yaklaşık iki oktavlık ses mesafesi olan zurnanın üstte yedi, altta bir olmak üzere sekiz tane melodi perdesi bulunmaktadır. Arka tarafındaki perde, ön tarafındaki kamış kısmına doğru ilk iki perdenin arasına gelecek şekildedir. Perdeler yaklaşık 6-8 mm. çapında daire biçimindedir.
Boyu 30 ile 60 cm. arasında değişmekte olup melodi perdelerinin bittiği kısımdan itibaren huni biçiminde genişlemektedir. Bu kısma kalak adı verilmektedir. Üflenen kısmında ucuna kamış takılan ince boru şeklinde bir mil vardır. Bu mile Metem adı verilmektedir. Ayrıca nefes alma tekniğini kolaylaştırmak için ortası delik daire biçiminde bir parça metem üzerine geçilir. Bu parçaya Avurtluk adı verilmektedir. Ağız içi boşluğuna biriktirilen hava kamıştan üflenirken burundan aynı anda nefes alınarak kesintisiz çalma tekniği zurna çalımında en çok kullanılan tekniktir. Melodi perdelerinin dışında, kalak kısmı üzerinde yedi tane delik vardır ki bu delikler melodi perdelerinden daha küçük çaptadır. Bu deliklere şeytan deliği veya cin deliği adları verilmektedir.
Bu delikler çalgıcının ses buluşuna göre balmumu veya benzeri maddelerle kapatılabilmektedir. 60 cm. ile 30 cm. arasında değişik ebatlarda olduğunu belirttiğimiz bu çalgıyı ses rengine göre; Kaba Zurna, Orta Kaba Zurna ve Cura Zurna (Zil Zurna) olmak üzere üç çeşittir. Genellikle erik, kayısı, şimşir, ceviz vb. ağaçlarından yapılmaktadır.

Tulum

Üflemeli bir Türk Halk çalgısıdır. Deri kısmı, Nav ve Ağızlık olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır. Deri kısmına hava depolanır ve koltuk altından bastırılarak Nav kısmına hava gitmesi sağlanır. Nav kısmı ise Melodi Çalınan kısmıdır. Analık ve Dillik adı verilen iki kısımdan oluşmaktadır. Ağızlık kısmı ise tulumun deri kısmına hava göndermeye yarayan bölümdür.
Tulum yurdumuzda Trabzon, Rize, Erzurum, Kars’ta, Kuzey ve Doğu Anadolu Bölgesinde ve Trakya bölgesinde kullanılmaktadır. Genellikle kuzu ve oğlak derisinden yapılan tuluma Trakya’da Gayda adı verilmektedir.

GELENEKSEL GİYİM – KUŞAM

Giyim insanın varoluşuyla, öncelikle doğa koşullarından korunmak amacıyla ortaya çıkmış bir olgudur. Geçmişten günümüze çeşitli doğal, toplumsal, etik değerlerin etkisiyle biçim değişiklikleri göstererek bugüne kadar ulaşmıştır.
Ancak zamanla biçim farklılıkları gözlenmiştir. Bu çeşitlilikler, ait olduğu toplumun folklorik, sosyo-ekonomik yapısı, yaşanılan coğrafya, kullanılan malzeme, iklim gibi nedenlerle oluşmuştur.
Dünya uygarlığının çok önceki devirlerinde arkaik insanın kendi toplumunda, ait olduğu kabilede sosyal statüsünü belirleyen ve giymek zorunda olduğu giyimi vardır. Aslında bu bir zorunluluktan çok geleneğin insanlara sunmuş olduğu bir yaşam biçimi anlayışıdır. Bu durum sadece üste giyilenler olarak kalmamış, baş süslemelerine de yansımıştır.
Geleneksel öğeler içeren bir giyim-kuşam örneği bize, ait olduğu toplulukla ilgili pek çok bilgi sunabilir. Toplumların yerleşik ya da konar-göçer olup olmadıkları, hangi tarihi olayları yaşadıkları ve etnolojik kökenleri konusunda bilgi verirler. Örneğin bir Türkmen ya da Yörük köyüne gidildiğinde kimin sözlü, kimin nişanlı, kimin dul olduğu başlığından, giydiği renklerden anlaşılır.